• DüNYA
  • ÇATışMALAR
  • GüVENLIK
  • ANALITIK MERKEZ
  • UZMAN GöRüşü
  • RöPORTAJ
  • JEOPOLITIK
  • ÖZEL RAPORLAR
  • İNSAN HAKLARı
  • EKONOMI
  • DIPLOMASI
  • TOPLUM
  • KüLTüR
  • ÇEVRE
  • SPOR
  • KüTüPHANE
  • EN
  • RU
  • TR
  • عربي
  • AZ
15 Aralık, Perşembe
günün haberi
Hüsnü Mahalli adliyeye sevk edildi
'Mahrem İmam' Kırıkkale'de yakalandı
Bakan Soylu Cizre'de esnafın sorunlarını dinledi
TSK: 29 terörist etkisiz hale getirildi
İngiltere Başbakanı May: Suriye için elimizden geleni yapmalıyız
Putin'den Japonya Başbakanı Abe'ye teşekkür
FARC barış anlaşmasını reddeden komutanları ihraç etti
İsrail Başbakanı Netanyahu'dan İran'a mesaj


AP, Türkiye'nin üyelik sürecinin dondurulmasını nereye kadar sürdürebilecek? - Özel

Uzman görüşü

A- A A+

Paris Üniversitesi Diplomatik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Kültürel Diplomasi Kürsü Başkanı Doç. Dr. Naciye Selin Şenocak, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye'nin üyelik sürecini dondurması kararını Eurasia Diary'e değerlendirdi. İşte o yazı: 

Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile sürdürdüğü müzakerelerin geçici süreliğine dondurulmasını tavsiye eden ve hukuki bağlayıcılığı olmayan tasarıyı kabul etmesi bir sürpriz değil . 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrası AB ülkeleri Türkiye’yi desteklemek yerine FETÖ, PKK gibi terör örgütlerini destekleyerek, başarısız darbe girişimi karşısında dimdik milli bütünlük içinde  birbirine kenetlenerek ayakta kalan Türkiye’ye karşı başta Avusturya, Almanya gibi AB ülkeleri yoğun kara propoganda yapmayı tercih ettiler.

Bu tasarıda üyelik müzakerelerinin, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ortaya çıkan durum ve OHAL uygulamasının getirdiği şartlar nedeniyle geçici olarak dondurulması isteniyor. Şimdi bu alınan karar şunu gösteriyor AB Parlementosu, resmi olarak terör örgütleri destekçisi olduğunu ve asla Türkiye’nin lehine karar almayacaklarını  bir kez daha göstermektedir. Fransa’da OHAL 15 yıldır devam ediyor Paris sokaklarında kalaşnikoflu komandolar dolaşıyor, kimse buna ses çıkartmıyor. AB Parlementosunun eleştirdikleri konu terör örgütleriyle bağlantısı olan gazeteci, akademisyen ve hukukçuların tutuklanmasıdır, Türkiye’nin 40 yıldır iliklerine kadar sızmış bir terör örgütünün bu kadar çok yayılmış olmasını ve terör mensubu kişi sayının bu kadar yüksek olmasını anlamamaları yapısal ve kültürel bir farklılıktan kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin bu konuda yoğun bir şekilde kamu diplomasisini, basın , medyasını güçlendirmesi gerekiyor ve etkin bir şekilde Dışişleri Bakanlığının , STK’ların işbirliğiyle uluslararası anlamda etkin çalışmalar yapması gerekir.

Kendi içinde çelişkileri olan AB’nin, her seferinde Türkiye’yi Avrupa değerlerine aykırı davranmakla suçlaması yersiz. AB, terörist listesine aldığı PKK’lıları sahiplenerek meclisinde misafir edip Türkiye’ye tepki gösterirken, diğer yandan ‘ayrılıkçı özgürlük savaşçıları’ ETA, Korsika Ulusal Kurtuluş Cephesi üyelerini hapse atarak ya da öldürerek terörle mücadele ettiğini iddia etmektedir. Hangi AB ülkesi kendi istihbarat teşkilatının operasyonlarını deşifre edip bunu basına servis eden, terör örgütlerinin propagandasını yapan bir gazeteyi ve gazetecileri cezalandırmadan bırakır ? AB’de Terör örgütü yandaşı internet sitelerine baktılar diye insanlar tututuklanırken,  Wikileaks Julian Assanje’in durumu ortadayken Türkiye’nin kimseden demokrasi dersi almaya ihtiyacı yoktur. AB önce kendi içsel krizlerini çözmelidir. Öncelikle kendi ülkelerindeki demokrasi, insan hakları, düşünce ve basın özgürlüğünü inceleyip düzeltmeliler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın referandum çıkışından sonra Avrupa basını, algı operasyonu ve kara propaganda faaliyetlerini artırdı. ‘Türkiye tam üyelik için sadece 11 yıldır bekliyor, niye tepki gösteriyor’ diye bir algı yaratarak, son 40 senedir Türkiye’nin ortaya koyduğu özveriyi, emeği ve iş birliğini yok sayıyorlar. Şifa bulamayacak, 'suni koma'da bir hasta gibi gösterilen Türkiye’nin bu bağımlılıktan kurtulması için prizi çekmesini istemektedirler.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdogan’ın  dün yaptığı « Sınırları açarız  » açıklamasından sonra gelen tepkiler çok manidar gerek Fransa, Almanya ve AB Dışişleri sözculerinin bugün yaptıkları açıklamada « polemik yapmanın yararı olmadığını , Türkiye ile AB’nin ortak değerleri paylaştıklarını ve geri kabul anlaşmasına mütabik kaldıklarını belirtmeleri » Türkiye’nin AB tarafindan kontrol altında tutulmasının tek yolu AB üyelik muzakerelerinin devam etmesi oldugunu ve Türkiye’nin AB için kaybetmeyi göz alamayacak kadar önemli garantör bir ülke olduğunun altını çizmistir.

 
"En büyük endişeleri göçmenler ve DEAŞ"

AB’in en büyük endişesi Suriyeli göçmenler ve DEAŞ, Türkiye bu konuda Avrupa için garantör ülkedir.

Türkiye’nin mülteci anlaşmasını sonlandırarak sınırları açması durumunda 28 ülkeyle kendini yönetemez halde olan AB’yi geri dönüşü olmayan sosyal, ekonomik ve siyasal bir kaosa sürükler. "AB için Suriyeli mülteciler, ülkeleri için ekonomik bir yük, sosyal bir problem ve güvenlik açısından da DEAŞ'ın arka bahçesi olarak nitelendirilmektedir."

Türkiye- Rusya yakınlaşması da AB’yi endişelendirmektedir:

"Çekinceleri, Türk Akımı projesiyle her iki ülkenin bölgede yaptırım gücünü artırarak söz sahibi olmasıdır. Brexit, 'AB refah ülkeler topluluğudur’ imajını yıkmıştır. Avrupa'nın terörle mücadeledeki başarısızlığı, ekonomik krizler, mülteci krizinin yönetimindeki fikir ayrılıkları, Brexit’in domino efekti yapma riskini artırmaktadır. Merkel’in seçim anketlerinde oy kaybetmesi göçmen politikasıyla doğrudan ilgilidir."

Referanduma gidip Türk halkının isteği doğrultusunda müzakere sürecini durdurması Türkiye'nin stratejik gücünü artırir.

Türkiye, AB ile eşit statülerde olduğu yeni bir stratejik işbirliği modeli teklif etmesi, artık bu üyelik süreci tiyatrosuna son vermesi gerekmektedir.

Türkiye en büyük ticari faaliyeti AB ile yapmaktadır. Ayrıca AB’nin Türkiye’ye sunduğu IPARD, ERASMUS gibi  işbirliği projeleri her iki taraf için faydal; çalışmalardır. Müzakere süreci boyunca AB ile uyum yasaları Türkiye’nin birçok konuda reformlar yapmasını sağlamıştır ki bu Türkiye’nin gelişmesine katkı sağlayan lehine işbirliği çalışmalardır.  Bu yüzden yeni stratejik iş birliği modeli oluşturulmalıdır. AB-Çin modeli gibi ‘win-win’ esaslı ikili ve çoklu ticari iş birliklerine dayalı, her iki tarafın eşit statülerde olduğu bir iş birliği modeli geliştirilmelidir. Üyelik müzakereleri boyunca AB, ast-üst ilişkisi içinde Türkiye'yi neredeyse ‘muz cumhuriyeti’ gibi değerlendirmiştir. Türkiye'nin ulusal egemenliğini rencide edici seviyelere gelinmiştir. Türkiye’nin Rusya gibi komşu ülkelerle ilişkilerini geliştirmesi, bölgenin istikrarı için gerekliliktir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği’nin güçlendirilmesi yeni bir potansiyel oluşturabilir. Bunun yanında Cumhurbaskanımızın önerdigi Şangay 5’lisi Türkiye için çok büyük ekonomik ve stratejik potansiyel arz etmektedir. Türkiye, Orta Asya cumhuriyetleri, Çin, Güney Kore, Japonya, Hindistan gibi güçlü ülkelerle ve Afrika kıtası gibi doğal zenginliklere sahip bölgelerle ekonomik ve teknolojik açılardan güçlü iş birlikleri geliştirebilir.


NOT: Bu yazıda  belirtilen görüşler yazarın kendi düşüncelerini yansıtıyor.

  • Etiketler:
  • AP
  • Türkiye

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


loading...





'); $('#subsForm').fadeOut(); } else { $('#subsResult').html('
'+message+'
'); } } ); }); });