• EN
  • RU
  • TR
  • عربي
  • AZ
13 Kasım,


Musul uğrunda savaş ve sonu gelmeyen IŞİD - Özel

Uzman görüşü

A- A A+

Iraq Başbakanı Haydar el-Abadi: “Zamanı geldi ve büyük zafer çok yakın”

17 Ekim’de Irak hükümeti, IŞİD’in Irak’taki son kalesine karşı operasyon başlattı. Irak’ın en büyük ikinci şehri olan Musul, Irak hükümeti için büyük bir sorun olarak kalıyor ve hükümetin hangi tutumu sergileyeceğine bağlı olarak bölgede sabitlik yaşanacak ve çatışmanın yeni bir dalgası ortaya çıkacak. Bir başka deyimle, bu operasyon ya aşırıcı örgütlerin sonunu getirecek veya bölgesel mezhep mücadelesini besleyecek.

Coğrafi olarak, Ninova eyaletinin merkezinde bulunan Musul, Irak Kürdistan’ıyla komşulukta ve Suriye’yle sınırda bulunuyor, Bağdat ve Türkiye arasındaki rotayı belirliyor.

Etnik olarak büyük Sunni Araplar çoğunluk oluşturuyor, ayrıca şehirde Türkmenler, Hrıstiyanlar, Yezidiler ve Şiiler yaşıyor. Bu birliktelik bir çok tarafı Musul operasyonuna katılmaya heveslendiriyor. Operasyon Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) için sınırlarının çizilmesine imkan tanıyor. İran açısından, şehrin kontrolünü sağlamak Iran destekli milislerin Suriyeli muhaliflere karşı mücadeleyi temin etmek demek. Türkiye ise kendi bağlamında, operasyon sonrasında Musulu’n demografik yapısının değiştirilmesi konusundaki endişelerini vurguladı. Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, “Musul’un DAEŞ’ten kurtarılması sonrasındaki demografik yapı büyük bir sivil ve mezhep savaşını tetikleyebilir” açıklamasını yaptı. Türkiye’nin Musul operasyonuna katılmakta ısrar etmesi Irak Başbakanı Haydar el-Abadi ve Şii milis örgütü olan Haşdi Şabi’ye karşı olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında gerilimin artmasına sebep oldu.  

Sorunlar aradan kaldırıldıktan sonra Musul’da durum nasıl olacak?

Operasyonun kendi hedefine ulaşma ihtimali bir kaç hafta veya ay olarak gözönüne alınıyor. IŞİD’in ise şehri elinde tutma ihtimali oldukça düşük.  Buna rağmen, IŞİD’e karşı savaşmak ve Irak’a ve bölgeye sabitlik getirmek askeri kampanyadan çok daha geniş bir çözüm gerektiriyor. IŞİD’in eski lideri Ebu Ömer el-Bağdadi ve yardımcısı Ebu Eyyp Al-Masri’nin 2006 yılında ölümünden sonra Irak hükümeti örgüte karşı geniş bir yol almış gibi görünüyor. Ancak Arap Baharı’nın yaşandığı son yıllarda bir çok etkenin bireyleri, özellikle gençleri IŞİD’e katılmaya sevkettiğini gösterdi. İlk etken, demokrasi ve barış yoluyla hükümette değişimlere inanan ılımlı İslami partilerin Arap Baharı’nın ilk dalgasını oluşturduğu 2011 yılında demokrasi çabalarının başarısız olmasıdır. Örneğin, Tunus’ta Alnadha partisi 2011 yılında seçimlerde galip gelemedi ve 2012 yılında Mısır’da Müslüman Kardeşler’in ilk kez iktidara gelmesi ve Muhammet Mursi’nin Cumhurbaşkanı olması. Ancak, Mısır polisinin ve cihatçıların konuşmaları şiddeti teşvik etti ve IŞİD demokrasinin başarsızlığını Arap ülkelerinde kendi lehine kullandı.

İkincisi, Suriyeli muhalifler ve Şii milisler arasında yaşanan çatışma  dışlanmış Sünni çoğunluğunun İran’ın Şii toplumuna karşı bir mücadelesi hissini veriyor. Suriye hükümetinin Suriye şehirlerine yaptığı hava saldırıları, Lübnan ve İrak sempatizanı Hizbullah ve El-Necube’nin Halep gibi önemli şehirlere yaptığı saldırılar, Sünni cihatçıların kendilerini Sünni toplumun savunmacısı olarak öne çıkarmalarına getirip çıkardı.

Üçüncüsü, Sünniler 2003 yılında Kürt ve Şiilerden faklı olarak yeni siyasi duruma hazır değillerdi. Kürtler 1991 yılında Bağdat’a bağlı olmayan özerklik kurdular ve Kürdistan Yurtseverler Birliği ve Kürdistan Demokratik Partisi’ni ortaya çıkararak ABD ile güçlü bağ oluşturdular ve güvenilir bir  partnere dönüştüler.  Ayrıca, Kürt Peşmergeler de güçlü askeri birlik oluşturdular. Bu yüzden Saddam Hüseyin devrilikten sonra Kürtler bu durumla başa çıkmayı başardılar. Diğer yandan da Iran, Şii toplumunu korudu ve Şii milislere destek verdi. Bu milisler Irak askeri araçlarında gelecekte dalgalanacak mezhep bayraklarının bir parçası olacak. Şiiler Bağdat’ta, Kürtler Erbil’de güçlü iken, Sünniler en zayıf halka olarak görünüyor ve bu durum da onların dışlanmasıyla sonuçlanıyor.

Bu etkenler kendilerini Irak, Suriye ve tüm dünyada Sünnilerin savunucu olarak gören IŞİD’in propagandasını bel kemiği haline geliyor. Son olarak, Sunni Araplar şiddetle mücadele için desteklenmeli ve siyasi arenada onalara imkan sağlanmalı. Böylece, Musuldaki savaştan sonra IŞİD zayıflayacak ama Irak hükümetinin Sünnilere karşı tavri bölgede yeni bir mezhepsel çatışmayı alevlendirebilir.


Küveytli bağımsız araştırmacı Ammar Hasan

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


loading...