• EN
  • RU
  • TR
  • عربي
  • AZ
6 Mart,


Erdoğan Suriye'den bir çıkış yolu bulmalı

Eurasia Diary

Asli siyasi gündemi yürütme yetkilerinin elinde toplanacağı bir başkanlık sistemine geçiş olan Erdoğan, Suriye siyaseti konusunda çok yakında kendisini Suriye siyasetinden bir çıkış yolu arayışla önemli bir karar aşamasında bulabilir.

Hükümetin Suriye siyaseti 2011 sonbaharında bir varsayım üzerine kurulmuştu.

ABD ve Batı ağırlığını koyacak, o yılın bahar aylarında Libya’da olduğu türden hızlı hamlelere Beşar Esad rejimi “en geç altı ay içinde”devrilecekti.

AK Parti ideologları sonrasında yapılacak seçimler ardından da iktidara Müslüman Kardeşler ağırlıklı bir hükümet geleceğini hesaplıyordu; ne de olsa baştaki Alevi-Nusayri ağırlıklı Esad rejimine karşın, ülkenin çoğu Sünni Müslüman idi.

O günlere dönersek, Mısır’da Hüsnü Mubarek rejimi de yeni devrilmişti ve 2012’de yapılacak seçimlerde, artık kendisine AK Parti’nin demokratik yollardan iktidara gelişini örnek alan Müslüman Kardeşler destekli Hürriyet ve Adalet Partisi’nin iktidara gelmesi bekleniyordu.

Bu aslında ABD Başkanı Barack Obama’nın 2009 Nisan’ında ilk denizaşırı seyahatindeki ilk durak olan Türkiye’de Meclis’te yaptığı konuşmanın da özü değil miydi?

İslamcı siyaset de pek ala demokratik yöntemlerle iktidara gelip, ülkeyi demokrasi içinde yönetebilirdi; Arap Baharı bütün bir Müslüman coğrafyada İslamcı siyasetin demokratikleşmesi için mükemmel bir fırsat olabilirdi.

Ancak AK Parti bakımından hiçbir şey ideologların tasarladığı gibi gelişmedi, evdeki hesap çarşıya uymadı.

Öncelikle ABD ve Batı, Libya benzeri hızlı bir müdahaleyi, daha Mısır’da Tahrir hareketi sonuçlanmadan önce 2011 başlarında önermişlerdi.

Ama o zaman Başbakan (şimdi cumhurbaşkanı) Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı (şimdi başbakan) Ahmet Davutoğlu buna karşı çıkmışlardı.

Esad’ı göstericilere ateş açmamaya, hatta serbest seçimlere ikna edeceklerine inanıyorlardı; ne de olsa o günlerde Erdoğan ve Esad birbirlerine “kardeşim” diye hitap ediyor, ailece tatile çıkıyorlardı.

Olmadı. Esad ikna olmadı ve olmayınca hükümetin tavrı tam tersine döndü; bu defa ortak askeri harekâtla Esad’ın devrilmesi talep edilir oldu.

Ancak Batıdaki hava da aradan geçen dört-beş ay içinde değişmeye başlamıştı.

Öncelikle, Libya’daki BM kararıyla ABD’nin oyununa geldiğine inanan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, BM’den bir de Suriye kararı çıkarttırmayacağı belli olmuştu.

Bunda Rusya’nın bütün Orta Doğu ve Akdeniz bölgesindeki tek askeri üssünün Suriye’nin Tartus limanında bulunmasının payı vardı.

Gazeteciler bunu hatırlattığında hükümet yetkililerinden “Onun hiçbir önemi kalmadı” türü cevaplar alıyorlardı.

Ayrıca Obama da ikinci dönemi için seçim kampanyasına başlamıştı.

İlk seçiminde olduğu gibi en önemli vaatlerinden birisi, daha önce Cumhuriyetçilerin yaptığı üzere uzak diyarlara Amerikan askerilerini gönderip, tabutlar içinde dönmelerine izin vermemek idi.

Suriye’de bir kara harekâtı olacaksa, Batı çıkarları adına savaşıp ölmeye hazır taşeronlar bulmak gerekecekti, o aşamada herhangi bir aday yoktu ortada.

Üstelik bütün bunlar olurken, daha ne Müslüman Kardeşler destekli Muhammed Mursi iktidara gelmiş, ne de Suudi Arabistan destekli bir askeri darbeyle iktidardan indirilmişti.

ABD bu darbeye karşı kılını kıpırdatmadı.

Çünkü Libya’da olanlar, çünkü AK Parti’nin gönderdiği danışmanların “Sakin olun, yavaş gidin” ikazlarına karşın yaşanan Mısır felaketi, Obama yönetiminde Arap coğrafyasında demokratik yönetimler fikrinden yol yakınken dönülmesi gerektiği kanısını güçlendirmişti.

Türkiye farklıydı ve belki de bu fark, Türkiye’de din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmış olması sayesinde de gelişme şansı olan çoğulcu sistem sayesindeydi.

Belki de işin sırrı o çok kötülenen laiklikteydi ama şimdi onu tartışmanın sırası değildi, olmuyordu işte.

Mısır’dan sonra Suriye’de de Müslüman Kardeşler yapılarının çözülmesi, merkezkaç kuvvetlerin güç kazanmasına yol açtı; 2013 başından itibaren el-Kaide’nin Suriye kolu el-Nusra’ya ek olarak yeni nesil bir terör örgütü, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ortaya çıktı.

Türkiye IŞİD’in gerçek doğası ve yapabileceklerini anlamakta geç kaldı, Esad’a karşı destek olduğu –bir kısmı da aslında cihatçı olan- bazı muhalif grupların hızla el-Nusra ve daha da çok IŞİD’e yöneldiğini görmekte gecikti.

Bunu görmekte geciken, yanılan sadece Türkiye değildi, hemen hemen herkes yanıldı, ama başka hiçbir ülkenin Suriye ile 913 km uzunluğunda, tehlikelere son derece açık sınırı yoktu; dolayısıyla en büyük ceremeyi Türkiye çekmeye başladı.

IŞİD’in ortaya çıkması Suriye ve Irak topraklarının üçte birini kontrolüne alması göçü hızlandırdı.

Bugün 2,5 milyon gibi bir sayıya ulaşıp Avrupa Birliğinin en ciddi krizlerinden birini yaşamasına yol açan Suriye göçmenleri Türkiye’nin bir sosyal gerçekliğine dönüşmeye başladı.

Ama asıl toplumu sarsan şiddet ortamındaki keskin tırmanış oldu.

Türkiye’nin IŞİD’e karşı ABD önderliğinde kurulan koalisyona İncirlik’i açması ardından IŞİD Türkiye’deki eylemlerini artırdı.

Bu durum, Ankara’da IŞİD’in Esad rejimi tarafından kendisini Batıya ehveni şer gösterme aracı olarak kulalnıldığı algısını güçlendirdi, ama ortalık kan gölüne döndü.

PKK da Suriye kolu PYD’nin IŞİD’e karşı ABD’ye (ve artık Rusya’ya da) kara gücü olarak yardım etmesinden cesaret alarak özerk bölge için silahlı ayaklanma yolunu seçti, üç yıldır unutulan terör eylemleri ortamı fazlasıyla geri geldi.

Türkiye terör saldırılarıyla uğraşırken, PYD’ye obüsle cevap verir, ABD ile sinir harbine girerken ABD ve Rusya dün akşam gece yarısı Suriye ateşkesi konusunda anlaştıklarını ilan ettiler.

Gündüz saatlerinde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ateşkes görüşmelerinden Türkiye’nin de haberdar edildiğini açıklamıştı gerçi, ama Türkiye’nin bu defa gelişmelerin tam ortasında olduğunu söylemek zor.

Çünkü Türkiye’nin terörist saydığı PYD ve YPG’yi ABD ve Rusya ateş edilkmemesi gereken eylem ortağı saymaya devam ediyor

Ankara’da 28 (çoğu sivil) askeri personelin öldürüldüğü son saldırı Erdoğan-Davutoğlu çizgisini Suriye siyasetinin devamı, sürdürülebilirliği konusunda bir karar noktasına getiriyor.

Asli siyasi gündemi yürütme yetkilerinin elinde toplanacağı bir başkanlık sistemine geçiş olan Erdoğan, Suriye siyaseti konusunda çok yakında kendisini Suriye siyasetinden bir çıkış yolu arayışla önemli bir karar aşamasında bulabilir.

O nokta tahmin ettiğimizden daha yakın ve siyasi sonuçları bakımından tahmin edebileceğimizden daha şaşırtıcı olabilir.

Yazar: Murat Yetkin

Kaynak: radikal.com.tr