• EN
  • RU
  • TR
  • عربي
  • AZ
30 Aralık, Cuma


Musul operasyonu Irak yönetimi açısından - Özel

Uzman görüşü

A- A A+

Iraklı gazeteci ve araşdırmacı Dr. Diyari Salih Mecit, Musul operasyonunu, özellikle Türkiye ile ilişkileri Irak yönetimi açısından yazdı. Dr. Mecit'in yazısı şöyle:

NOT: Bu yazıda  belirtilen görüşler yazarın kendi düşüncelerini yansıtıyor.

ABD hükümeti hiçbir şekilde 2014 yılında IŞİD tarafından işgal edilmiş Musul'un kurtarılması operasyonunda Türkiye'nin katılımına izin vermiyor. Bu hem de Irak hükümetinin bu konuda seçtiği mantıklı ve kesin bir tutum ile uzlaşıyor.

Irak sorunu ile yakından ilgili olan çok sayıda gözlemciyi böyle bir önemli soru düşündürüyor:  Başbakan Abadi, askeri operasyonlara başlamak emrini verene kadar Türkiye ile olan Musul’a ilişkin sorunu çözmek için önceden önlemler aldı mı?

 Bu soruya olumsuz cevap, bizi doğrudan Türk güçleriyle askeri çatışma fikrine yöneltiyor. Özellikle belirtmeliyiz ki, Irak hükümeti onun rızası olmadan ülke topraklarına dahil olmuş herhangi yabancı askeri gücü işgalci olarak göreceğini ilan etmiştir. Bu yaklaşımın tam olarak Türklere ait yapıldığı açıktır ve bu da Ankara'nın  tepkisini çekti.

 Musul işlemi başlamadan önce Türkiye ile Suudi Arabistan arasında görüşme de tesadüf değildir. Bu buluşun esas amacı kısaca şöyle:

-Taraflar Musul'da demografik değişiklerin meydana gelmesinden ve sonuçta yerel Sünni nüfusun tehlikeye maruz kalmasından rahatsızlar. Demek ki, onların amacı Irak'ta açıkça aşiret politikası yürütmek olup bu bölgeyi ileride Sünni jeopolitik mekanına dönüştürmek.

Bu konuda Irak hükümetinin resmi tutumu şudur ki, bölgede demografik değişimin oluşumu hakkında söylenenler mantık ve düşünce dışındadır. Şimdi herkes yerli nüfusun sempatisini kazanmaya çalışıyor. Ama şimdi doğru stratejik bir konumun tutulması, IŞİD’in canlı kuvvet kaynağından mahrum edilmesi amacıyla Musul sakinlerine başvurulması zamanıdır. Hep birlikte bu terörist örgütün savunma gücünü zayıflatmak, onu kaynaklarından mahrum etmek konusunda düşünmeliyiz.

Elbette, Sünnilerin baskılara maruz kalabilmesi fikri de önemlidir ve bu faktör dikkate alınmalıdır. Irak hükümeti Musul'un tahliye edilmesinden sonraki dönemde bölgenin sosyo-politik hayatında Sünni toplumunun yeterince temsil edilmesi ve katılımının sağlanması gerektiğini dikkate almalıdır. Şimdi Irak'ta herkesi böyle bir soru ilgilendiriyor: IŞİD’den sonraki aşamada Sünnileri hangi kuvvet temsil etmelidir?

Bu durumda Türkiye kendi adayları üzerinde ısrar ediyor. Bunlardan biri de bu yakın günlere kadar ısrarla ileri sürdüğü Ninova bölgesinin eski valisi Esil el-Nüceyfi idi. O, bir zamanlar hazırladığı milislerle birlikte Musul operasyonunda yer almalı ve sonraki siyasi hayatta da önemli role sahip olmalıydı. Görünen, Irak tarafı da bu güçlerin operasyonda katılımına karşı çıkmıyor ki, bununla Türkiye'yi tarafsızlaştırsın, onun yerine ona taraf güçlerin katılımına yol versin.

Resmi Bağdat artık, operasyonun ulusal milis kuvvetlerinin katılımıyla desteklenebileceğini belirtti. Milli milis kuvvetleri de sırayla, bir zamanlar ABD'nin desteği ve Irak hükümetinin onayı ile kurulan topluluk güçlerinin bir parçası olduklarını belirttiler. Bu da sorunun çözümünün bir yoludur. Bağdat sırayla, Musul operasyonunda herhangi bir ulusal gücün katılımına karşı olmadığını bildirdi ve aynı zamanda operasyonun gidişatına herhangi bir zarar vermemek için bu kuvvetlerin genel komutanlığa bağlılığının gerekliliği şartını ileri sürdü. Bu şarta uyulursa, bu kuvvetler ya Başika kampında kalmalı olacak, ya da yasadışı silahlı çeteler gibi değerlendirilecektir. Her iki durumda Türkiye'nin askeri müdahalesi için temel oluşabilir.

Sorunun çözümünün ikinci yolu şu ki, ABD Musul'un sonraki hayatında el-Nüceyfi ailesine herhangi bir yer verilmemesini ısrarla talep etmektedir. Bu da Washington'un Musul "turtasını" hiç bir kuvvet ile paylaşmak istememesi, ülkede yapılan seçimlerde Hillary Clinton'a güçlü bir destek vermek niyetinden kaynaklanmaktadır. Burada Hillary Clinton'ın geçenlerde verdiği ve IŞİD’ in tüm rehber kişilerinin, özellikle Ebu Bekr el-Bağdâdî'nin de hedef alındığını belirten açıklamasını da göstermek gerekir. Irak faktörü ABD seçimlerinde büyük rol oynayabilir.

Sünnilerin Musul işlemi sırasında tehlike altında kalmasını iddia edenler, Irak hükümetini ve onun müttefiklerini bu sorun üzerinde düşünmeğe zorladı. Bu zaman, ABD’nin Suudi Arabistan ve Türkiye ile yabancı savaşçılar için güvenlik koridorları açılması ve bu yolla sağ salim ülkeden çıkabilmeleri için mutabakata vardıkları haberleri de çıktı. Bu fikir de Iraklı ve yabancı silahlılar arasında ihtilaf ve organizasyon içinde darbe girişimlerini doğurdu.Bu girişimlerden sonuncusu birkaç gün önce – 17 Ekim’de yapılmıştı. Darbe girişimi gerçekleşseydi, o zaman IŞİD Musul’dan ayrılmaya karar verdiğini ilan edip, tüm İŞİD’liler da ona katılıp şehirden çıkmaya çalıştığını belirtmeliydiler. Bundan sonra hükümet güçleri şehirde kalan az sayıdaki silahlı çeteleri yakında etkisizleşdirebilir. Böylece, IŞİD kapsamında herhangi bir başarılı darbe, hükümet güçlerinin şehri bir an önce tahliye etmesine imkan sağlardı.

Burada önemli bir nokta da şu ki, ameliyat öncesi Abadi'nin, Sünni ahalinin kaderi konusunda ABD-Türkiye rahatsızlığını dikkate almaması mümkün değildi. Diğer taraftan o, halk milisi güçlerinin operasyona katılımına engel olamazdı. Ülkenin en zor zamanlarında, IŞİD güçleri Bağdat havaalanına yaklaştığında, işte bu kuvvetler sayısız kurbanlar pahasına teröristleri geri oturtabildiler. Bu nedenle hükümet en olağan seçimi yaptı: Irak Şiilerinden oluşan halk güçleri ile birlikte Peşmerge Kürt kuvvetleri de operasyonda onlar için belirlenmiş pozisyonlarda yer aldı, şehrin merkezinin temizlenmesi ise orduya ve hükümetin güvenlik güçlerine havale olundu. Bununla da Sünni silahlı birliklerinin de operasyonlara katılımı sağlandı. Bu da Türkiye hükümetinin Musul meydanında herhangi bir düşünülmemiş adım atmasının kötü sonuç doğurabileceğine işarettir.

 Operasyon sırasında yaşanan en önemli olaylardan biri de 16 Ekim'de ABD ve Türkiye kurmayları arasında iki saatten fazla süren görüşme olmuştur. Toplantı sonucunda Türk tarafı böyle bir kanaate geldi ki, Musul'a Türk saldırısı ülke içi durumu, özellikle Türk ordusu ile ABD'nin son zamanlarda hiç de rağbet göstermediği Adalet ve Kalkınma Partisi arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirebilir. ABD ise Musul konusunda sadece Bağdat'ın çıkarlarını savunuyor.

Musul konusunda ABD ile Türkiye arasında ihtilafın varlığını Erdoğan'ın son konuşmalarında kullandığı ifadeler de gösteriyor. 1 Ekim'de Erdoğan konuşmasında, bazı devletlerin bin kilometrelerce uzaklıkta olan topraklarda işlem yaptığını ama kendileriyle Suriye arasında sınırları 911 km, Irak'la ise 350 km olmasına ragmen müdaheleye karşı çıktıklarını söyledi.

Bu sorunla ilgili Türkiye'nin ileri sürdüğü bir diğer seçenek de dikkati çekiyor: Türkiye tarafı Musul operasyonunda halk güçlerinin katılımına bir şartla razı olur: paralel olarak Türk kuvvetleri de orada bulunsunlar. Ret cevabı alınca Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yakın "Hürriyet" gazetesinde çıkan yazılarda görüşlerini şöyle ifade etti ki, Irak tarafı, Türkiye'nin Musul'la ilgili herhangi bir toprak iddiası olmadığını anlamalıdır. Onun isteği sadece sınırlarının güvenliğini sağlamaktır. Türk gazeteci Ferda Özer yazıyor ki Türkiye, Irak'la ilgili politikasında iki yolu seçmelidir: Birincisi, mezhep savaşından uzak durulmalı, ikincisi ise Irak'ta bütün taraflarla işbirliği yapmalı ve bu alanda diplomasiye öncelik verilmeli. Bu, Irak tarafının da desteklediği bir pozisyon olup ülkenin güvenlik ve ekonomik sorunlarının çözümünde Türkiye'nin aktif katılımına yol açıyor. Bu rasyonalist bakış Türkiye'nin Irak'la ilgili politikalarının temelinde durmalıdır ve kendisi için sorunların oluşmasına olanak vermemelidir.

Musul işleminin hangi zaman için devam edeceğinden bağımsız olarak söylenmelidir ki, operasyon kararı Türkiye'nin bölge ile ilgili mevcut planlarına ağır bir darbe oldu. Iraklı olarak biz sadece bu nasihati verebiliriz: Bazen kazanmak çok kolay olur, özellikle vatan uğruna adil savaş halinde. Fakat bilgelik kazanmak, ruhunu yaşatmak ve milli varlık duygusunu güçlendirmektedir. Bu da iç durumu düzeltmek için ağır zahmet gerektiren siyasi, ekonomik ve yönetim reformlarının yapılmasını zorunlu kılar.


Iraklı gazeteci ve araşdırmacı Dr. Diyari Salih Mecit

 

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


loading...