• EN
  • RU
  • TR
  • عربي
  • AZ
13 Aralık, Salı


Türkiye'nin Jeopolitik Rolü ve Avrupa Enerji Güvenliği - Özel

Kütüphane

A- A A+

Türkiye çağdaş uluslararası ilişkilerde ve modern diplomaside önemli  güce sahip ülkedir. 21'inci yüzyılda Türkiye'nin taşıdığı jeopolitik ağırlık 2000 yılından bu yana sürekli bir şekilde büyümektedir. Tarihi ve modern jeopolitik bakışlara göre, Türkiye dünya politikasını etkileyebilecek mekânda yerleşmektedir. Bazı kaynaklarla bu bakış açılarını örneklendirebiliriz.  

1977-1981 arasında ABD başkanı Jimmy Carter’in savunma danışmanlığını yapan Zbigniew Brezinski'ye göre; Türkiye “Jeopolitik Eksenler” adı verilen ve hassas bölgeden yerleşen ülkeler grubuna dâhil etmektedir. Türkiye ve İran’ın sınırlı kabiliyetleri olsa da bu iki ülkenin aynı zamanda Jeostratejik Oyuncu olmaya hak kazandıklarını ifade etmektedir.

Brzezinski "Büyük Satranç Tahtası" adlı kitapta şöyle yazıyor; Türkiye, Avrupa’ya yönelmeyi sürdürürse ve Avrupa bu ülkeye kapılarını kapatmazsa Kafkas devletleri Avrupa’nın yörüngesine girebileceklerdir. Batı yanlısı bir tavra dönmek bölgenin dengelenmesini ve istikrara kavuşmasını kolaylaştıracaktır.

ABD'nin kanaatine göre, Türkiye, Karadeniz bölgesinde istikrarı sağlamakta, Akdeniz’e geçişi kontrol etmekte, Rusya’yı Kafkaslarda dengelemekte, hala İslami kökten dinciliğe karşı bir denge oluşturmakta ve güneydeki dayanak noktası olarak üyeliği hem NATO hem de Türkiye için önem teşkil etmektedir.

Rusya jeopolitik teorilerinde Türkiye'nin önemi detaylı bir şekilde belirlenmiştir. Rusya jeopilitik bakış acısında Türkiye dost ülke değil, ilgi alanları çatığan bir  ülke olarak değerlendiriliyor. Rusya jeopolitikasının önde gelen nüfuzlu isimlerinden birisi Dugin Türkiye'yi Rusya’nın Kafkaslarda önünü kesen ülke gibi kaleme veriyor. Aleksandr Dugin yazmış olduğu "Rus Jeopolitiği: Avrasyacı Yaklaşım" adlı kitapta geleceğe dönük olarak Avrasya ittifakının en kırılgan fay hattının Kafkaslardan geçtiğine inandığını ifade etmektedir. Bu bölge Rusya-İran ve Türkiye arasında, Atlantikçilik-Avrasyacılık tarihsel zıtlığı tabanındaki çatışmaları içinde barındırması bakımından gözden kaçırılmaması gereken bir mekân olarak algılanmaktadır.

Yukarıda bahsedilen tezleri Türkiye kaynaklarından inceleyecek olursak, Ahmet Davutoğlu’nun 2001 yılında yayınladığı “Stratejik Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu” isimli kitabına değinebiliriz. Sayın Davutoğlu bu kitabında;  Türkiye'ni merkezli bir yaklaşımla coğrafi derinliği yakın kara, yakın deniz ve yakın kıta havzalarına ayırmaktadır. Türkiye’yi çevreleyen Balkanlar-Kafkaslar-Ortadoğu kuşağından oluşan yakın kara havzası, Karadeniz-Boğazlar-Marmara-Ege-Doğu Akdeniz-Kızıldeniz-Basra-Hazar iç denizleri ve su geçiş yollarından oluşan yakın deniz havzası ve nihayet Avrupa-Kuzey Afrika-Batı ve Orta Asya’dan oluşan yakın kıta havzası ayrı ayrı incelendiğinde bu coğrafyanın dünya ana kıtasının merkezini, tarihi olarak da insanlık tarihinin ana damarının şekillendiği alanları kapsadığını belirtmektedir.

Özellikle, Türkiye ile ilgili dikkata alınması gereken jeopolitik noktalardan birisi de şudur; Türkiye’nin doğudan batıya uzunluğu 1.500 kilometre, kuzeyden güneye genişliği 650 kilometre, yüzölçümü ise 780.000 kilometrekaredir. 8.333 kilometrelik sahil uzunluğu ve 2.875 kilometrelik kara sınırları ile Türkiye bir “kıyı devleti” özellikleri taşımaktadır. Küreselleşen dünyada, jeopolitik konumu Türkiye’ye dünyanın farklı bölgelerine açılım imkânı sunmaktadır. Sinerjinin sağladığı çarpan etkisi Türkiye’yi bölgesinde cazibe merkezi haline getirir, ülke içinde sorunların daha kolay bir şekilde ve daha kısa sürede çözülmesine katkı sağlar. Türkiye’nin cazibe merkezi haline gelmesi “Kalpgah ve “Avrasyacılık” kavramlarının yeniden yorumlanmasına neden oldu.

Bu bilgilere ek olarak, 1973-1977 tarihleri arasında Richard Nixon ve Gerald Rodolph Ford Jr. döneminde ABD dışişleri bakanı olmuş Prof. Dr. Henry Kissinger yazdığı 'Does America Need a Foreign Policy? Toward a Diplomacy for the 21st Century' isimli kitapta Türkiye ile ilgili gayet açık bir jeopolitik tarif veriyor: "Batı için kilit ülke bölgede en kuvvetli askeri güç olan; Batı müttefiği, İsrail'e dostça yaklaşan ve coğrafyasının vazgeçilmezliğinden dolayı, tüm mücadele eden kuvvetler için önemli olan; Türkiye'dir."

Türkiye ile ilgili bir kere daha 'Amerika ve Körfez' konusunda dokunan Kissinger aynen şunları yazıyor: "Bir olası çatışmada destekleri son derece önemli olacak müttefiklerle ilişkileri güçlendirmek gerekir. Bunlar arasında en önemlisi; İran, Irak ve karışık Kafkasya'ya bitişik olan Türkiye'dir. Her hangi bunalımda işbirliği vazgeçilmez hal almaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde ve hatta Avrupa'da, Türkiye'yi son derece fazla; cepte keklik kabul etme eğilimi oluşmuş bulunuyor. Sanki iç politika emrinde, bedeli ödenmeden kullanılabilecekmiş gibi davranılıyor. Sanki Türk milli gururu veya içinde bulunduğu özel koşullar göz ardı edilebilirmiş gibi hareket ediliyor. Endüstriyel demokrasiler-özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri-milli güvenliklerinin can alıcı unsurlarının söz konusu olduğunu hatırlamak zorundadırlar. Türkiye'nin içyapısıyla ilgili tercihleri bu zorunluluklar karşısında dengeli olmak zorundadır."

Rusya ve Doğu Akdeniz Stratejileri Çerçevesinde İsrail ile Barış Sonrası Jeopolitik Çizgiler

Küresel enerji kaynakları rekabeti  ve bölgenin jeopolitiği hususunda yükselen fiyatlar ve bölgesel istikrarsızlık Türkiye perakende pazarına daha fazla yasadışı oyuncuyu çekiyor. Türkiye’nin jeopolitik tablosuna bakarsak, bu ülke komşularından yana bir ülkedir. Genelde Türkiye zengin kaynakları ve potansiyeli olan bir ülkedir. Ancak henüz bazı kaynaklar ya keşf edilmemiş, ya da onun küçük bir kısmı kullanılmaktadır. Mesela: Türkiye’nin yer altı kaynaklarının toplam değeri günümüzde 10 trilyon dolar olarak tahmin edilmektedir. Dünya bor rezervinin %70’i Türkiye’dedir. Türkiye’de zengin petrol kaynakları bulunduğu iddia edilmektedir. Türkiye altın rezervinde dünyada ikinci sıradadır.

Davos 2009 sonrası kırılganlaşan ve 2010’daki Mavi Marmara olayı ile dibe vuran Türkiye-İsrail ilişkileri 7 yıl sonra yapılan bir anlaşma ile normalleşme sürecine girdi. Bu normalleşme süreci ve anlaşma her iki ülkeyi yeniden yakınlaşmaya zorlayan jeopolitik şartlar enerji ve güvenlik eksenindeki ortak çıkarlardan kaynaklanmaktadır. Bu anlaşmanın, bölgeye ve Türkiye’ye sağlayabileceği potansiyel jeopolitik avantaj ve kazançların enerjiden de öte çok önemli sonuçlar doğurması mümkündür. 2016 yılında İsrailin Türkiyeden özür dilemesi ile ilişkiler düzene girmeğe başladı.  Türkiye-İsrail anlaşmasının esas amaçlarından birisinin  İsrail gaz ve petrolünün en uygun coğrafi konumdaki Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına aktarılması olduğunu söyleyebiliriz. Mutlaka altınızı çizmemiz gereken önemli noktalardan birisi şudur; Kıbrıs ve İsrail açıklarındaki doğalgazın satışı en kolay Türkiye üzerinden sağlanabilir.

Malum olduğu gibi Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler Mısır'ın serbest seçimlerde iş başına gelmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin 2013 Temmuz'unda darbe ile indirilmesi sonrasında bozulmuştu. Türkiye dış politikadaki sorunları telafi etmeke amacı ile Mısırla 2016'ta danışıklar sürecini başlattı ve bu addım iki devlet arasında buzların erimesine sebep olabilir. 

Türkiye, 24 Kasım 2015'te Suriye sınırından hava sahasına girdiği gerekçesiyle Rusya'nın Su-24 tipi savaş uçağını düşürdü. Ancak Türkiye  27 Haziran 2016 tarihinde Rusya'dan özür dilledi. Böylece, Rusya ve Türkiye ilişkilerin nomalleşme sürecini başlatmış oldular.

Nitekim Türkiye'nin Avrupa kıtası için de öneminin vurgulanabileceği faktörler bulunmaktadır. Örneğin, Avrupa Birliği (AB) Rusya'dan olan enerji bağımlılığını azatlmak ve enerji güvenliğini sağlamak için adımlar atmıştır. Bu konuda Rus kaynaklarına altarnatifler oluşturacak kaynakların Avrupa kıtasına aktarımı için başvurulabilecek transit ülkelerden biri de Türkiye’dir. Özellikle, Avrupa'ya ulaştırılacak enerji kaynaklarının güvenli bir şekilde tedarik edilmesinde Türkiye transit ülke olarak potansiyele sahiptir. Bu tabi ki onun bölgesel rolünün önemini de artırmaktadır. Bu noktada küresel politikalar acısından Türkiye’yi avatnajlı konuma geçiren  iki temel vardır:

- Birincisi, jeopolitiği ve bu konuda Türkiye’ye olan ihtiyaç

- İkincisi, bölgesel enerji savaşlarını etkileye bilecek coğrafi imajı

Türkiye'nin Rusya, İsrail ve Mısır'la ilişkilerde barış yolunu tutması, sonuçta Türkiye'ye bir çok ortak kazandırabilir. Gayet iyi anlaşılan şu ki; Türkiye Avrupa'nın enerji güvenliği konusunda, aynı zamanda Türkiye üzerinden Avrupa'ya enerji ihraç etmekte istekli olan devletlerin gözünde belli bir jeopolitik imkanlara sahip ülke konumuna gelmektedir. 

Türkiye sadece transit ülke olarak değil, potansiyel bir pazar olarak da önemlidir. Mesela Türkiye, Rus gazı için çok önemli bir pazardır. Türkiye doğalgaz ithalatında %58 bağımlı durumdadır. Rus gazının ihracatının %19'i Türkiye'nin payına düşmüktedir. Malesef "Türk Akımı" projesinin durdurulmasından sonra Rusya bazı yolların deneyimine kalktı. Ancak Rusya ile Türkiye'nin barışı üzerine yeniden "Türk Akımı" projesinin gündeme geleceği tahmin edilmektedir. Diğer taraftan da Doğu Avrupa'da sıkıştırılan Rusya'nın Türkiye üzerinden geçecek boru hatlarına doğrudan da ihtiyacı vardır. Türkiye'nin doğal gaz ihracatına gelince, bu ülke prim pazar olarak kıymetlendiliyor. Bu yüzden de bir çok ülke Türkiye'ye gaz göndermeye çaba harcıyor.

Türkiye'ye ihtiyaç duyan ülkelerden birisi de Mısırdır. 2006 yılından Mısır'dan Türkiye üzerinden geçmekle Avrupa'ya ulaşacak doğalgaz boru hattı inşaa edilmesi ile ilgili birtakım düşünceler vardı. Hemen boru hattıyla Romanya ve Türkiye'ye 10 milyar metreküb doğalgaz ötürülmesi kararlaşdırılmıştır. Ancak son dönem "Zöhr" isimli yatakta fazla tutumda doğalgazın keşfi Mısır'ın, Türkiye üzerinden Avrupa'ya çıkma isteğini alevlendirdi.

Avrupa'nın ihtiyac duyduğu doğalgazın %65-i dışarıdan gelmektedir ve bu rakam her yıl fazlasıyla yükseliyor. Türkiye'nin sahip olduğu coğrafi konum Avrupa Birliği'nin enerji ile teminatı konusunda imkanlar sunmaktadır ve bir nevi AB'ni Türkiye'den asılı duruma sürüklüyor.

Avrupa pazarına erişmeye çalışan İsrail'in Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmeye ithiyacı vardı. 2009 ve 2010 yıllarında Akdeniz’de Leviatha bölgesinde neredeyse 1 trilyon metreküp (%80’-ni ihraç etmekte kararlı) doğalgaz keşfeden İsrail'in hedefinde hem Türkiye pazarı, hem de Avrupa pazarı vardır. İsrail 2,5-3 milyar dollar tutumunda 3 yıla bitecek, 550 bin kilometre Türkiye-İsrail doğalgaz boru hattı inşaa etmekte israrlıdır. 2019'ta bitecek proje vasıtasıyla 10 milyar kübik doğalgaz Türkiye'ye, 20 milyar ise, Avrupa’ya satacağı düşünülmektedir. Muhtemelen Türkiye pazarına çıkardığı gazı düşük fiyata satacağı düşünülen İsrail'in bu adımının, Rusya ve İran’ı zor durumda burakabilir.

Ortadoğu'nun Umudu Türkiye

2015 yılının 24 Kasım tarihinde Türkiye ile Rusya arasında yaşanan malum gerilim nedeniyle ekonomik, medeni ve politik ilişkiler durduruldu ve  bunun ardından Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (5 trilyon metreküp rezerve sahiptir) Türkiye'ye doğalgaz boru hattı çekmek gibi teklifte bulundu. Anlaşılan şu ki; Irak Kürt Bölgesinin asıl hedefi Türkiye üzerinden Avrupa pazarına çıkış elde etmektdir. Tabii ki, böyle bir durumda Türkiyenin enerji fiyatlarının düşürülmesi yine Rusya ve İran’ı için olumsuz sonuçlanacak kararlara zorlayacaktır.

İran, Azerbaycan, Katar'ın için Avrupa'ya Giriş Kapısı: Türkiye

AB'nin ekonomik yaptırımları kaldırmasından sonra İran’ın Avrupa doğalgaz pazarına çıkacağı ne kadar öngörülse de, ancak durum farklıdır. Rusya ile olan sık ilişkilerinden dolayı Avrupa'ya çıkmaya acele etmeyen İran diğer tarafdan da Türkiye'nin kapısına gelmek mecburiyyetintedir. Çünki Türkiye arazisi İran'ın Avrupa'ya açılacak en ideal enerji koridorudur. İran devletinin açıklmasına göre ise, 2025 yılından itibaren İran Avrupa pazarına petrolu kadar yüksek kapasitede doğalgaz satmakda kararlıdır. Nitekim bu yüzden de İran Türkiye ile ilişkilerde son derece titiz davranmak zorundadır.

Türkiye'nin arazisinden geçen diğer boru hattı da Azerbaycan'a mahsus "Trans-Anadolu" (TANAP) projesidir. Tabiki, projenin gerçekleşmesinde Türkiye'nin olağanüstü coğrafi avantajı önemli imzaya sahiptir. 

Türkiye üzerinden Avrupa pazarına çıkmayı amaçlayan ülkelerden bir tanesi de Katardır. Rusya ve İran'dan sonra 3.cü sırlamada gelen Kadar resmi kayıtlara göre, 25 trilyon'dan fazla metreküb doğalgaz rezervlerine sahip bir ülkedir. 2005 yılında Avrupa Komissiyonu Katar ile Türkiye arasında boru hattının haya keçmesinde meraklı olduğunu duyurmuştur. Bu yüzden de Avrupa Komissiyonu Katarla gereken işletimleri hızlandırmak için sık sık görüşmeler gerçekleştirmişdir. Bazı nedenler yüzünden tamamlanmamış kalan projeler tekrar gündeme gelebilir Katar'ın Avrupa'ya kendi enerji potansiyeli kabul etdirmek için Türkiye'den geçecek boru hattı teklifi ile dikkat çekeceği ihtimal olunuyor.

15 Temmuz darbe girişimi asılında bazı devletlerin Türkiye üzerinden bölgedeki jeopolitik ve jeostrateji  durumu değiştire bilmek için maksadlı şekilde kullanıldı. Bu amacla NATO'ya bağlı büyük bir askeri personel ve üst düzey eleman grubu bölgesel durumu kökünden etkileye bilecek darbeye kalkdı. Eğer 15 Temmuz darbesi gerçekleşseydi, o zaman Türkiyenin corğafiyasında çok ciddi politik modifikasiyona yol açabilir ve jeopolitik tablonun sonunucu tamamen farklı inşaa edilmiş olabilirdi.


1

Faruk Hasanov - Dış Politika Yazarı 

 

 

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


loading...