• EN
  • RU
  • TR
  • عربي
  • AZ
4 Mayıs, Çarşamba


“Mağrip ülkeleri 5 soruda” - Stephen Harmon

Eurasia Diary
A- A A+

 Eurasia Diary Afrika, Orta Doğu, İslam ve Latin Amerika konusunda uzman Stephen Harmon ile özel röportaj gerçekleştirdi.

Eurasia Diary: Mağrib ülkelerinin şu anda karşılaştığı en önemli sorunlar nelerdir?

Stephen Harmon: Mağrib ülkeleri günümüzde bir takım sorunlarla karşı karşıya bunlardan ilki düşmekte olan petrol fiyatları. Dünya piyasasında düşen petrol  fiyatı petrol gelirlerine bağlı olan Mağrip ülkelerini, özellikle Cezayir ve Libya'yı rahatsız ediyor.

Otoriter kuvvetlerin hüküm sürdüğü Mağrip ülkelerinde, özellikle Cezayir'de iktidarı elde tutmak her geçen gün zorlaşıyor. 2011 yılından beri Libya'da tek hükümet yoktur.

Fas'ta en temel sorun kaçakçılık. Tütünden uyuşturucu alış verişine, silah satışından Avrupa'ya göçmen akınına kadar birçok kaçakçılıkla mücadele eden Fas hiç de sorunsuz Mağrib ülkesi değil.

Tüm bu sorunlara ek olarak, Mağrip ülkeleri aynı zamanda El Kaide ve radikal İslamcı Mağrip ile mücadele yapmalıdır. İki gücün (Merkezi Tripoli olan eski hakimiyet bölgeleri ve başkenti Tobruk ilan edilmiş olan ülkenin doğu bölgeleri) hüküm sürdüğü Libya topraklarının bir bölümü IŞİD  terör örgütünün denetimindedir.

E.D: Bugün batının karşılaştığı sorunlara Arap Baharı'nın sonuçları denebilir mi? Sizce, Arap Baharı tam başarısız mı oldu, yoksa olumlu sonuçlar verdi mi?

S.H: Arap Baharı sadece Tunus'ta, protestoların başlangıç ​​noktasında nispeten başarılı oldu. Arap Baharı'nı yaşayan diğer ülkelerle karşılaştırıldığında sadece Tunus’ta diğerlerine oranla daha demokratik ve daha az otoriter bir rejimin iktidara gelmesi ile sonuçlandı.

Cezayir'de hakimiyet protestoları önlemeyi başardı. Ülkenin Bilgi Güvenliği Hizmeti baskılara daha da artırarak mücadelelere engel olabildi. Elbette ki, buna neden Elcezair'in daha önceden, henüz iç savaş döneminden bu tür darbe girişimlerine alışmış olmasıydı. Cezayir halkı artık 90'lı yıllarda da aynı senaryoları yaşamıştı ve bu yüzden onlar hem baskıcı devletten, hem de askeri birliklerden korkuyordu.

Libya'da Arap Baharı, Avrupa ve Batı ülkelerinin müdahalesi ile sonuçlandı. Kaddafi'nin sonu da Arap Baharı'nın sonu olarak kabul edildi.

E.D: Libya'da sıkı merkezi devletin yokluğunu fırsat bilen IŞİD'in ülkeyi tamamen ele geçirmesi ihtimalleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

S.H: IŞİD'in Libya'da iktidarı ele geçirmeye gücü yeteceğine inanmıyorum. Evet, birçok araziler IŞİD denetimi altında, örneğin Kaddafi'nin öldüğü Sirte şehri. Hatta Libya'nın güneybatısında önemli arazileri ele geçirdiler.

Şimdiki Güneybatı Libya, 2012 yılındaki Mali'ni hatırlatıyor. Askeri kuvvetler tüm idareyi kontrol ediyor.

Libya'nın Güneyini ise al-Kaide ve radikal İslamcı Mağrip kontrol ediyor.

Ancak tüm bunlara rağmen, IŞİD'in Libya'ya sahip olması mümkün değildir. Onlar bunu ne Irak'ta, ne de daha güçlü oldukları Suriye'de elde edebildiler. Ancak onlar bir süre daha Libya'da kalacak ve bölge için tehdit olmaya devam edecekler.

E.D: Mağrip'teki bu dini radikalizm insanların dini mensupluğu uğrundaki mücadelelerine bir lekedir. Buna özellikle Tunus, Fas ve Cezayir'de rastlıyoruz. Bu mücadeleyie nasıl açıklık getirirdiniz?

S.H: Tüm Mağrip ükeleri dini radikalizmden zarar görüyor. Fas, uzun yıllar Avrupa'ya terör saldırılarının ana giriş noktası olmuştur (Örneğin, 2004 yılı Madrid'deki terör). Cezayir ve Libya ile karşılaştırıldığında radikal islamcılık Tunus'ta daha az bir taraftar toplamıştır, ancak bu yine de ülkedeki demokrasiye geçiş aşaması ve dini hoşgörüye bir darbedir.

Cezayir askeri birliklerin karşısını askeri yolla almaya kadirdir, ama bundan çekiniyorlar. Sebep ise, teröristlerle mücadele ederken insanları daha çok terörün kucağına atma riski var. İşte Amerika'nın Irak'ta ve Afganistan'da yaptığı temel hata da buydu.

E.D: Tüm bu bahsettiğimiz çatışma ocaklarının ve sıkıntıların önüne geçmek için Mağrib ülkelerinin çıkış yolu sizce nedir?

S.H: Mağrip ülkelerinin ihtiyacı olan şey halkın desteği. Halkın desteğini ise sadece iyi yönetim ve ekonomik gelişme ile kazanmak mümkündür. İnsanlar hakimiyyetdeki yolsuzlukta bıkmış durumda. Onları koruyan polisten ve ordudan korkar oldu. Zor ekonomik şartlarda eğitim almayı başaran insanlar bile iş bulamıyor. Onların yerine insanlar rüşvetle seçiliyor. İşte bu da Arap Baharı'nı başlatmadı mı? Tunuslu Muhammed Buazizi mevcut sisteme karşı kendini yakarak protesto etti. Mağrip halkları için o bir sembol oldu. Şimdi de bu, diğer Arap ülkeleri için de bir örnek olmalıdır. Radikalizm ve terörizme karşı sadece iyi yönetimle ve halkın beğenisini kazanmakla galip gelmek mümkündür.

Dr. Steve Harmon


Stephen Harmon Pittsbur Devlet Üniversitesinde Tarih, Felsefe ve Sosyal Bilimler bölümü profesörü ve Afrika, Orta Doğu, İslam ve Latin Amerika konusunda tanınmış uzmandır.

Muhabir: Fatma Alakbarova