• EN
  • RU
  • TR
  • عربي
  • AZ
6 Ocak, Cuma


Düzmece ve düzmecenin kullanımı - “Andonyan Belgeleri” (1)- Maxime Gauin

Analitik Merkez

A- A A+

BİR YOL AYRIMININ SEBEPLERİ: MONDROS MÜTAREKESİ’NDEN İTİBAREN LOZAN ANTLAŞMASI’NA KADAR FRANSA CUMHURİYETİ İLE ERMENİ KOMİTELERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER 

Ermeni meselesi konusunda Fransız-Ermeni ilişkileri üzerine az araştırma yapılmıştır. Araştırma yapıldığı zaman ise bu araştırmalar polemik yaratabilir bir cinsten olmuştur. Özellikle de bazı Ermeni araştırmacılar “Fransız ihanetini” kınayarak1 Fransa Cumhuriyeti’nden bahsettiklerinde, bu kavramın anlamının açıklanması ilk bakışta kolay gibi gözüküyor. Ancak, daha belirli bir şekilde söz konusu kavramın manasını ortaya koymak istiyorsak; somut olarak bu ibare, merkezci bir devletten öte, İstanbul’da, Adana’da, Beyrut’ta ve Kafkasya’da bulunan söz konusu devletin temsilcilerine de işaret ediyor.

Ermeni Komiteleri tabiri ise şu komitelere işaret ediyor: Geleneksel Partiler (Ermeni Devrimci Federasyonu - EDF, Hınçak, Ramgavar),2 ondan sonra onlara bağlı gruplar (Ramgavar yanlısı “Ermeni Ulusal Birliği” – EUB ile Ermenistan Cumhuriyeti Heyeti - ECH), ve en sonunda da Ermeni gönüllülerini Fransız ya da Yunan Ordusu’na sokmaya çalışan özel komiteler.

Bu ilişkiler dengeli değildir. Cumhuriyet, ya da daha doğrusu Fransız kamuoyu için, bu ilişkiler oldukca arka planlı bir onem taşıyorlar. Komiteler için ise bu, hayati onemi olan bir munasebet. Fakat bu gercek, soz konusu orgutlerin kendi çıkarlarını korumak amacıyla sağduyulu davranışlarda bulunmuş olması anlamına gelmiyor.

Bu ilişkiler cok karmaşıktır. Bu gercek de sadece Fransız temsilciliklerinin büyük sayısından kaynaklanmıyor, aynı zamanda da uluslararası bağlam bütün bunlarda onemli bir rol oynuyor. Mesela, 1918 sonundan itibaren tekrar alevlenen Fransız-İngiliz, Fransız-İtalyan rekabetleri, Yunanlar ve Turkler arasındaki savaş ve nihayet Rusya’daki ic savaş ile Bolşeviklerin Zaferi, bütün bunlar dikkate alınması gereken muhim faktorler.

KIRILGAN VE ÇABUCAK TARTIŞMA KONUSU OLABİLMİŞ BİR

İTTİFAK (1918 SONBAHARI- 1919/1920 KIŞI)

Mondros Mütarekesi Esnasındaki Durum Paris ile Ermeni Komiteleri arasında akdedilen ittifak, eğer İngiltere ve ABD’deki4 komitelerin işgal ettiği yer ile bir kıyaslama yapıyorsak, o kadar köklü ve uzun bir geleneğe sahip değildir.

Fransa’nın, İngiliz William Gladestone’a bir muadili hiç olmadı. Hatta tam tersine, konudan mümkün olduğu kadar az bahsetmeye çalışan Fransız Hükümeti,5 1890 çatışmaları için şiddetli ve Türk karşıtı bir tutum almadı. O kadar ki, Osmanlı İmparatorluğu’na gösterdiği destek yüzünden “Hanotaux Paşa” lakabı Fransız Dışişleri Bakanı Gabriel Hanotaux’ya verildi. Başka bir gerçek: 1890 yıllarında Ermeni Komitelerinin propagandasına nadiren katılmaya karar veren önemli siyaset adamlarından biri olan Clemenceau, kendisi Başbakan olunca 1909’da Adana olayları hakkında Osmanlı Hükümeti’ni rahatsız etmeye pek meyli olmadı.

Bu olguda şüphesiz ekonomik nedenler bir rol oynamıştır. O dönemde önceki on ya da yirmi yıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’ndaki yatırımlar içinFransa birinci sıradaydı.6 Öteki ülkelere nazaran daha ağır basan Fransa’nınkültürel etkisi7 peş peşe gelen Fransız Hükümetlerine temkinli olmalarınıtembih etmek niteliğinde olan bir etkendi. Fransa’daki eylem yapan grupları andıran İhtilal Komitelerinin terörist ya da “anarşist”9 niteliği ve Fransa’da Müslüman karşıtı bir geleneğin olmayışı, bunun tam tersine, Sultan Süleyman ile kurulan ittifakın hatırası ve belirli bir Türk dostluğunun mevcudiyeti,10 bütün bunların tesiri oldu.

Aynı şekilde Jön Türklerin iktidar olması radikal görüşlü ve sosyalist siyaset adamlarının çoğunu memnun kıldı. Bu konuda, özellikle Jean Jaurès’in evrimi büyük ölçüde Jön Türklere bağlı.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlamasının ardında, Fransa Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaya çalışan son ülke ve İttihat ve Terakki ile Türk halkı arasında bir fark görmeye özen gösteren tek ulus oldu.11 Ermeni Meselesi hakkında yapılan ve Mayıs 1915’te ilan edilen İtilaf Devletleri’nin beyanı, Rusya’nın özel ısrarı ile gerçekleştirildi. Fransa, Rusya’yı sadece takip etmişti.12 Temmuz 1915’te ise Boğos Nubar Paşa Kilikya’da 25.000, komşu eyaletlerde ise 15.000 isyancının operasyonunu13 desteklemeye hazır olduğunu iddia ederek, hem Fransız hem de İngiliz Hükümeti’ne Kilikya’da yapılacak olan bir çıkartma teklif etti, ama bu boşuna oldu.

Yine de Fransa’nın en sıcak baktığı girişim, 1914’ten itibaren Ermenileri Yabancı Lejyonu’nun listelerine kaydetmeye yönelik bir komitenin oluşumu oldu. Bu mantıklı bir karardı çünkü gönüllülerin çoğu Batı Cephesi’nde, yani Almanya’ya karşı savaşacaktı.14 Buna rağmen, birkaç yüz kişi oldukları için katkıları daha çok simgesel oldu. Ermeni Osmanlılarının gireceği Doğu Lejyonu’nun oluşumunu ön gören Fransa ile bazı Ermeni Komiteleri arasındaki antlaşmaya imza atıldığında, yani Eylül 1916’da, bu ittifak gerçekten somut bir hal aldı. 1915’te Fransa’nın verdiği bir gemide firar eden Musa Dağ eskiisyancıları15 bu lejyonun çekirdeğini oluşturdu.

Şunu da ilave etmek gerekiyor: Komiteler hem gönüllüleri seçme hızları16 hem de seçtiklerinin nitelikleri bakımından çok etkili olmadılar. Seçilen gönüllülerin disiplinleri çoğu zaman eksikti.17 1918 Baharında meydana gelen ve Fransız askeri otoritesine karşı yürütülen bir isyan en çok dikkat çekici olaydır. Suçlular cezalandırıldı ve Kahire Ramgavar Komitesi temkinli bir şekilde müdahale etmekten çekindi.

Yakın Doğu’da yapılan Eylül 1918 Taarruzu esnasında Doğu Lejyonu’nun Ermeni gönüllüleri İtilaf Devletleri’nin generallerinin takdirini kazandı. Ancak savaş zaten sona ermekteydi. Bütün bu olayları gözümüz önünde bulundurarak, inkâr edilmesi mümkün olmayan bir gerçek şu ki, Fransa ile Ermeni Komiteleri arasındaki ilişkinin temel harcı, Birinci Dünya Savaşı esnasında, Almanya’ya karşı beraber savaşmış olmalarıdır.  Osmanlı İmparatorluğu ise, tam tersine, 1914 Sonbaharında Almanya-Avusturya-Macaristan-Bulgaristan ittifakına katılmıştı.

YANILSAMALAR VE İLK GERGİNLİKLER

Dünya çapında olan bir savaşın çerçevesinde bulunan ve fırsatlara bağlı olan bu ittifakı genişlettirmek amacıyla Paris’teki Ermeni temsilcilerinin biteviye 1919’daki büyük Fransız vatanseverliğini kullanmış olması pek şaşırtıcı değildir. Doğal olarak söz konusu heyetin üyeleri ülkelerinde meydana gelen olaylarla bir kıyaslama yaparak “Almanlarınki’ne benzeyen Türklerin savaş suçları” üzerine ısrar etti. Karşılıklı olarak Clemenceau sırasıyla 25 Haziran 1919’da Damat Ferid Paşa’ya verdiği cevapta Türk karşıtı bir tutum benimseyip Ermeni Komitelerini ve David Lloyd George’u destekledi.

Yine de, bu ilanlar Mondros Mütarekesi’nden itibaren karşılıklı güvenin bozulmaya yön tuttuğunu örtülemeye yetmezler. Doğu Anadolu ve Kafkasya’ya ait maddeler karşısında Ermeni Komiteleri, özellikle Boğos Nubar Paşa (Ramgavar) ve Mikael Varandyan’ın (EDF) vasıtasıyla, hayal kırıklığına uğradıklarını örtbas edemezler. Ermeni kampında ise bazıları Bakü’ye Osmanlı Ordusu’nun girmesinin İtilaf Devletleri tarafından Ermenilerin “alçaklığı” ya da “ihaneti”’ne dair bir delil gibi algılanmış olmasından korkuyorlar.

 Fransız Hükümeti’ne nazaran zemin çalışmasına daha yakın olan ve (Kilikya’daki temsilcileri gözümüz önünde bulundurursak) Doğu Lejyonu’na Ermeni gönüllülerinin listelere kaydedilmesinde sorumluluğu daha az olan Beyrut’taki Fransız temsilcileri, söz konusu orduya sokma işinde Ermeni Komitelerinin güvenilir ve dürüst olmamasından şikâyet etmek için ön sıradalar. Uygun ve düzgün gönüllülerin seçilmesi aslında bu komitelerin en mühim işi olmalıydı.

Nitekim 2 Ocak 1919’dan itibaren, Yüksek Komiser François Georges-Picot Ermeni lejyonerlerinin “hoyratlığından” özellikle de “cinayetlerinden” şikâyetçiydi. Bütün bunlar “başka bir ırktan olan insanları, özellikle de çoğunlukta olan Türk unsurunu tedirgin ediyor.” Üstelik de bu yüksek makamlar Ermeni yanlısı, fazla aşırı ve zamansız olan beyanlarda bulundular - bu desteği öne sürerek Ermeni Komiteleri bütün bu haberleri yayımlayıp fazla sade bir hale soktular. Bu da Ermeni olmayanlar için yeni bir endişe kaynağı oldu. Oysa “Düşmanlarımız olan İngilizler”, Anadolu, Kilikya ve Yakın Doğu’daki kendi çıkarları için “bu zihniyetten pay çıkarmaktan geri kalmadılar”.  Böylelikle Georges-Picot, Türk İstiklal Savaşı çerçevesinde de genişleyen dünkü müttefikler (Fransa ile İngiltere) arasındaki rekabet bağlamına işaret ediyor.

1918 sonundan itibaren, Doğu’da 1918’den 1919’a kadar o bölgedeki Fransız ordularının başı olan General Jules Hamelin, “Müslüman nüfusuna karşı yürütülen mezalimlerinden ve böyle bir davranışın Fransız davasını tehlikeye sokmasından dolayı  Ermeni Lejyonu’nu Kilikya’ya sevk ettirmeye” karar veriyor.

Nitekim özellikle 18 Kasım 1918’de, bazı Ermeni Lejyonerleri Beyrut’ta oturan bazı Müslümanlara saldırmıştı.Aslında bu transfer çok sayıda lejyonerin saldırganlığını değiştirmekten aciz ve henüz Kasım’dan itibaren İskenderun genel valisi bazı Ermeni lejyonerlerinin cinayetlerine dair şikâyetleri aktarıyor. Zaten başka şikâyetler öncekilerine ilave edilecekti.

Önce Ocak 1919’da31 ordudan kaçış ve kişisel suçlar çoğalıyor, ondan sonra da Şubat’ta, tahrik edilmemesine rağmen, Ermeni Lejyonunun 4. Taburu, bunlara dâhil olmak üzere Fransız ordusuna ait olan Cezayirlilere ve Müslümanlara saldırıp, iki evi yakıyor, birkaç dükkânı talan ediyor, isyan ediyor ve en sonunda Fransız Deniz Ordusunun “topların ve mitralyözlerin” tehdidi altında zorla silahlarını bırakıyor.

Tabur aynı ayın içinde feshediliyor: Yaklaşık elli kişi Askeri Mahkemelere, dört yüz kişi de Mısır’daki ceza taburlarına gönderilip, “şüpheli olmayan” başka dört yüz kişi ise çeşitli birliklere

dağıtılıyor.

“FRANSIZ İHANETİ” GERÇEKLERE UYMUYOR

 Kaynaklar tam tersini işaret ediyor.Fransa’ya karşı Ermeni komitelerin nerdeyse daimi olan samimiyetsizliği söz konusudur. Bu samimiyetsizlik, komitelerden öte, Ermenilerin hepsi de “gerçek bir felakete” benzeyen bu politikadan sorumlu tutulmazsa bile, özellikle Kilikya’da sivil Ermenilere pahalıya mal oldu.

1923’ten itibaren Ermenistan Cumhuriyeti’nin sabık Başbakanı olan (1918-1919) Taşnak lideri Hovhannes Kaçaznuni tarafından119 övgüye değer bir soğukkanlılıkla analiz edilen bu eğilim Ermeni milliyetçi örgütlerinde günümüzde hala mevcut ve başkalarına kendi suçunu atma eğiliminden ibarettir.

Öte yandan Fransa Cumhuriyeti ile Ermeni Komiteleri arasındaki ilişkilerin incelemesi şunu da gösteriyor: Ermeni Sorunu’na dair emperyalist güçlerin tutumu tek bir blok oluşturmuyor. Şu da tartışılmaz bir gerçek: Özellikle Birinci Dünya Savaşı esnasında komiteler Rusya tarafından kullanıldı ve isteyerek aldatıldılar. Yine de, özellikle 1918-1923 dönemi için, Fransa vakası çok farklıdır.


Maxime Gauin 

Fransızcadan Çeviren : Jean-Louis Mattei

 

 

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


loading...